Bugünkü Haberler

ALİ ÇETİNKAYA (2)

Bir önceki yazımızda Balıkesirli kabul edilen Ali Çetinkaya’nın hayatına kısaca değinmiş ve Lozan anlaşmasının imzalandığını izah etmiştim. Bir konu Lozan’da çözüme kavuşmadı. Mustafa Kemal’in ısrarla istediği Musul, Kerkük ve Süleymaniye bölgesi Milli Sınırlar içinde kabul edilmiş ancak İngiliz delegasyonu bunu kabul etmemişti. O bölgede yaşayan halkın büyük çoğunluğu Türk ve Kürt nüfustan meydana gelmekte ve Kürtler, İngiliz yazımı olan Meydan Larousse de Turani ırk olarak tanımlanmakta idi. Anadolu da önemli sayıda Kürt yaşıyor olup o bölgenin bizim sınırlarımız içinde olması gerektiğini işlemiş ancak bunu kabul etmeyen İngiliz heyeti bu sorunun çözümü için konuyu, henüz kurulma aşamasında olan o günkü adı ile Milletler Cemiyetine havale etmiş, diğer maddeler de anlaşma sağlanmış ve imzalar atılmıştı. 24 Temmuz 1923

Musul, Kerkük ve Süleymaniye bölgesinin ne olacağına Milletler Cemiyeti karar verecekti. İngilizler son yüz yıldır şeyh, derviş diye anılan isimler ile etkili oldukları bu coğrafyada olabilirse kontrolleri altında  bağımsız bir Kürt devleti kurma amacı güdüyordu. Bunda muvaffak olamaz iseler bile Musul Kerkük bölgesinin Türk tarafında kalmasını engellemek için çalışmaya başladılar. Halkın dini duygularını istismar ederek “Din elden gidiyor, Cumhuriyet geldi, din bitti” diye bu bölgede ajanlar ve işbirlikçiler ile ciddi bir propagandaya başladılar. Sonuç olarak Şeyh Sait isyanı başladı,  İstiklal Mahkemeleri devreye girdi ve Şeyh Said idam edilip ayaklanma bastırıldı. Nisan 1925.

Bizim Lozan da “Türk ve Kürt halkı barış içinde yaşıyor” tezi, bu isyan ile geçersiz hükmüne düştü. Bir Macar ve sanırım birde Avusturya temsilcisinden oluşan heyet Musul ve Kerkük bölgesinin Irak tarafında kalmasına karar verdi. Gerekçeleri ise “Siz birbirinizi öldürüyorsunuz bu nasıl kardeşlik” oldu. İngiliz oyunu kısmen başarılı olmuş hem soydaşlarımız hem de zengin petrol yatakları sınırın öbür tarafında kalmıştı. Bu kaybı içine sindiremeyen genç Cumhuriyetin kurucu meclisi, istiklal mahkemeleri vasıtasıyla dini isyana alet eden kim varsa yargıladı.

Ali Çetinkaya ismi burada öne çıkıyor. Üç Ali’ler divanı da denilen İstiklal mahkemelerinin en gaddar olduğu dönem bu dönemdir. Yeniden hilafet idaresine dönmek isteyen muhalif kadro, dini öne sürerek halkı galeyana getirme çabası içinde oldular. Ali Çetinkaya, Kılıç Ali paşa ve Necip Ali bir çok idama imza attılar. Bugün ise bir idam üzerinden bilhassa Ali Çetinkaya çok eleştiri alıyor. İskilipli Atıf hoca her daim gündem ediliyor. Nedeni ise şapka devrimine karşı çıkan bir kitap yazdığı ama o kitabı şapka kanunu çıkmadan yazdığı için suçlu olamayacağı ve haksız yere idam edildiği görüşü savunulur. Bu iddia gerçek dışıdır.

İskilipli Atıf hoca 1923 yılında daha şapka kanunu çıkmadan bir kitap yazmıştır. İsmi ise Frenk mugallitliği ve şapkadır. Avrupa şakası ve şapka diye isim verilen bu kitap da Avrupa’nın giydiği şapka eleştirilir, fes ve sarık İslam dininin gereği olduğuna dair fetvalar verilir. 1925 Nisanın da Sait isyanı bastırıldı. 27 Ağustos 1925 de şapka kanunu bir cümle ile yürürlüğe girdi. Bugün için saçma geliyor tek cümle ile kılık kıyafet devrimi yapmak. Tarihi yargılar iken o günün şartlarına göre yargılamak gerekli. Bugün çok normal gibi gelen bazı kanun veya gelenekler yüz yıl sonra komik veya saçma gelebilir.

İskilipli Atıf hoca yazdığı bu kitap için Giresun istiklal mahkemesinde yargılanır. 16-18 Aralık 1925. Savunmasında bu kitabı daha önce yazdığı ve suç isnad edilemeyeceğini öne sürer. Mahkeme  savunmayı kabul eder ama o kitabın yeni baskısı yapılıp, dağıtım yapılmasını yasaklar. Yeni baskı yapılıp dağıtımı yapılırsa suçlu duruma düşeceği kendisine tebliğ edilir ve beraat eder. Eşine çektiği telgraf ile suçsuz bulunup  Mahkeme heyeti ile beraber gemi ile Giresun dan İstanbul’a yola çıkacağını bildirir. Yani bugün iddia edildiği gibi şapka devrimine karşı çıkan bir kitap yazdığı için asılmadı. Peki neden asıldı Atıf hoca?

Devam edeceğiz efendim…


YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa