Bugünkü Haberler

BANU ALKAN (2)

Bir önceki yazımda Banu hanımın ailesi ile beraber Yugoslavya’dan 1966 yılında Türkiye’ye göç ettiğini, Edremit ilçemize yerleştiklerini, ailesi ile beraber Alkan soyadını aldığını, Remka olan adını önce Yaprak sonra “Üstümde iyi durmuyor” diye Banu’ya çevirdiğini ve daha sonra Istanbul’a taşıdıklarını anlatmıştım. Henüz 17 yaşında ile evli ama zengin bir işadamı ile beraberlik yaşamaya başladığını, 18 yaşında diplomalı bir fotomodel olarak sinema ve magazin dünyasına hızlı ama öfkesiz bir giriş yapıp, şöhreti merdiven kullanmadan asansör ile çıktığını ilave etmiştim.
Bir soruyu sormadan geçemeyeceğim. “17 yaşında bir kız kendinden büyük ve evli olan birine kuma olmayı neden tercih eder?” Bu soruya kısmen cevabı kendisi vermiştir yıllar sonra. “Çok genç yaşta böyle bir ilişkiye başlamış olmam, bende bir travmaya sebeb vermedi. Çünkü ileride neler yaşayacağımı biliyordum” Anlamı şudur ki “Herşeyi bilerek isteyerek yaptım ve yaşadım üstelik pişman da değilim” O yaşta ileriyi görebilen biri olarak neden bu kararı alır? Aklıma iki cevap geliyor. Ya süzme salaktır veya kendinin farkındadır. Birincisi belli de ikinci ihtimali değerledireyim.
Amerikan polisiye filmlerinde cinayet mahalline gelen Başkomiser olanca lâkaytlığı ile sorar.”Elimizde ne var” diye. Banu hanım sanırım gençlik yıllarında kendini oldukça beğenen biriydi. Aynanın karşısına geçip “Ayna, ayna varmı benden güzeli” diye sormadı belki ama “Elimde olan, işgal ettiğim beden” sonucuna vardı sanıyorum ve bunu en iyi şekilde kullandı. Güzel olduğuna inanmasa ve meşhur biri olmayı istemese, neden güzellik yarışmasına katılsın? Paranın gücünü istemese, neden çok genç yaşta kuma olmaya razı gelsin? Sanat yapmak yerine, neden fotomodel olmak istesin? Cevap belli “Elinde bu beden var”
Kuma olarak kaldığı yirmi yıl içinde sayısız film ve erkek dergilerine verdiği pozlar ile boy gösterdi. Ekonomik olarak herhangi bir sorun yaşamadı. Ancak birlikte olduğu kişi vefat edince “Ölenle ölünmez şekerim” diye yeni başlangıçlar yaptı. Sanırım 1995 yılında yeni bir ilişkisi başladı ve aynı kişi ile ekranların gediklisi oldular bir ara. O kısma hiç girmeyelim, çıkamayız çünkü seksen ihtilalinin “Yozlaşma” için yaptığı başlangıcın, nerelere geldiğini izah etmek zorunda kalırım. O ayrı bir toplumsal travma olarak başladı ve bitecek gibi değil.
“Sanatçının gıdası, aldığı alkıştır” diye bir deyim var. Banu hanıma bakan çoktu ama alkışlayan yoktu. Alkış almak için şarkı söylemeye karar verdi ve bir şarkı ile adeta deprem etkisi yarattı. Diğer kısmın akılda kalır tarafi yok ama nakarat kısmı unutulacak cinsten değil. “Neremi,  neremi? ” Ses deseniz yok Allah hiç vermemiş ama “Şarkı söyleme” diye uyaran da olmamış. Beş metre var olduğu tahmin edilen bir tül ile fazla yerlerini sararak söylediği şarkı ile gece gündüz ekranlarda ve bıkmadan soruyor “Neremi,  neremi” diye. Ahali şaşkın, ne cevap vereceğini bilmiyor.
Sanatçı ve siyasetçi toplumun aynasıdır. Halk hoşuna giden sanatçıya itibar eder ve onun yükselip para kazanmasına, ünlü olmasına imkân verir. Aynı şekilde fikrini yansıttığını düşündüğü siyasetçiye oy verip onu memleketin başına getirerek “İdare sende arkadaş” der. Yani hem siyasetçinin hemde sanatçının gündemde kalması halkın elindedir. Banu hanımdan ziyade eleştirilmesi gereken, onun sıra dışı prim yapma gayretine destek veren bizleriz. Şarkıdan başka herşeye benzeyen o sesi dinleyerek, hiçbir ibret alınacak tarafı olmayan Tv programları seyrederek “Biz aslında neyiz” soruna cevap verilirken, aymazlık denizinde boğulup  gitmek üzereyiz.
Çeşitli inançlardan, görüşlerden olabiliriz ve hayallerimiz, elde etmek istediklerimiz de farklı olabilir. Yaptığımız, onay verdiğimiz her işin içinde  mutlaka olması gereken, hiç bir görüşün vesayeti altında olmayan tek değerdir AHLÂK. Ahlâklı davranma ve düşünme için ahlâklı bir karaktere ihtiyacımız var.  Icinde ahlâk bulunmayan hiç  bir kazanç, kazanç değildir. Aslında sorun Banu Alkan’lar da değil, prim veren bizlerde…


YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa