Covid 19 bize gösterdi ki; Virüsler insanlık için büyük bir tehdit. Ama tek tehdit değil. Önümüzdeki yıllarda iklim düzensizliği, suların yükselmesi, kıtaların değişime uğraması, okyanuslarda asitlenme, kıtlık, kuraklık, zirai toprakların verimsizleşmesi, nükleer sızıntı, volkanik patlamalar, bitki örtüsünün yok olması, karbondioksit seviyelerinin düşmesi, oksijenin azalması, güneşin dünyaya daha dik açıyla bakmasıyla okyanusların buharlaşması,  siber saldırı ya da henüz adını bile bilmediğimiz başka bir felaket türü ile karşılaşmak mümkün. Bu yüzden olası afetler ve felaketler karşısında en dayanıklı hayat modelleri üzerine tartışmamız gerekiyor.

Covid 19, ilk ülkemize sirayet ettiğinden bu yana tek gündemimiz virüsün yayılımının bir an önce durdurulması, aşının bir an önce bulunması ve aşılanma sürecinin ivedilikle gerçekleşmesi ve normal hayata dönme arzumuzun bir an önce vuslata ermesi üzerine yoğunlaştık. Oysaki bizler bütün gündemimizi Covid 19 ile geçirirken yeni felaketler kapıda. Bunlar için aldığımız önlemler ise yok denecek kadar az.

Örneğin; savaş taktiği olarak tercih edilen nükleer savaşla milyarlarca insanın ölümüne,  endüstriyel altyapının yok edilmesine, küresel ısınma hızının düşmesine, savaştan yüz yıllar sonra bile milyonlarca insanın etkilenmesine ve Nükleer savaşın yarattığı genetik bozukluklar sebebiyle insan gen havuzunun kalitesinin düşmesine sebep olacaktır.

Kapıda bekleyen bir başka tehlike iklim değişikliği. İklim değişikliğini insan aktiviteleri de hızlandırmaktadır.

İklim değişikliğinin etkisi sıcaklıklardaki artışın yanı sıra kuraklık, seller, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisindeki artış, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselme, okyanusların asit oranlarında artış, buzulların erimesi gibi etkenler sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altındadır.

Bir diğer tehlike de teknolojik savaş. Yapay zekâ sayesinde insanlar adım adım hackleniyor. Hacklenmek den kastım birileri bizi bizden daha iyi tanıyor. Düşünebiliyor musunuz beyin yapısını çok iyi tanımlamış, size ait kişisel verileri toplama ve dilediği gibi işleme yetkisi verdiğiniz bir sistemin artık sizi sizden daha iyi tanıdığı ve ne tür amaçlar için kullanabildiklerini hayal bile edemezsiniz çünkü bizler günlük hayat telaşlarımıza boğulmuşken, büyük tehlikenin farkına varmış olsak bile bizi 24 saat izlemiş ve bizden önce düşüncelerimizin ve planlarımızın farkına varmış bu yapay sistem bizim için yine bundan sonrasını planlamış olacaktır.

Farkında mısını? Günümüzün parlak meslekleri arasında artık eskiden olduğu gibi  doktor, mühendis, mimar, bankacı  gibi meslekler yerine yapay zeka uzmanı, bilişimci, bilgisayar programcısı gibi meslekler anılıyor. Belki önümüzdeki 30 yıl içinde bankacının yapacağı her şey artık bilgisayar programı tarafından gerçekleştirilecek, çünkü yapay zeka en iyi yatırım bankacısı olacak. Bankacı yerine tüm bilgileri analiz edecek ve belki de 1 saniye gibi kısa bir sürede müşterinin istediği tüm dosyayı ekrana sunacak. Günümüzde finans sisteminin oldukça karışık ve anlamsızlığından insanoğlu yapay zekâ ile sunulan bu hizmeti faydalı kabul edecek.

Bu teknolojik karmaşa sadece insan hayatını kontrol etmek yanı sıra, iş alanlarının değişmesi, ticaretin ve alışkanlıkların sarsılması, meziyetlerin anlamsız kılınması gibi birçok zararı da hayatımıza sokacak.

İnsanoğlu hep gücün peşinde. Güç kazanmakta iyiyiz ancak zaman ve teknoloji geliştikçe beklentilerin yetersiz kalması veya beklentiler gerçekleştikçe beklentinin yükselmesi ile hep daha fazlasını istiyoruz. Daha fazlasını istedikçe de asla tatmin olmuyor, kendi dönüşümümüzü kendimiz besliyoruz.

Kapıda bekleyen tüm felaketler için hükümetler, işletmeler, yerel otoriteler ve haneler tarafından bireysel, kurumsal, endüstriyel önlemler alınmadığı takdirde insanoğlu kendi sonunu kendi hazırlamış olmanın azabıyla yok olacaktır. Doğal hayata dönüş ilk adım olabilir. Yapay olan bir şeyin faydası yoktur.