Bugünkü Haberler

FELAK SURESİ

Sure adını ilk ayetinde geçen ve “sabah” anlamına gelen “felak” kelimesinden almıştır. Nâs suresiyle birlikte “Mukaşkışeteyn” (şirkten uzaklaştıran, tedavi eden iki sure) adıyla da anılmaktadır. Aynı surelere başlarındaki “eûzü (sığınırım)” kelimelerinden dolayı “Muavvizeteyn (Allah’a sığınmayı gösteren iki sure )” ismi de verilmiştir.

Hz. Peygamber sahabeden Ukbe b. Âmir’e şöyle buyurmuştur: “Görmedin mi? Bu gece benzeri  asla görülmemiş ayetler indirildi: “Kul eûzü bi-rabbi’l-felak” ve “Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs”. Resûlullah Felak ve Nâs surelerinin en güzel sığınma duaları olduğunu açıklamış ve çok okunmasını   tavsiye etmiştir. Psikolojik ve ruhsal sıkıntılar yaşayan fertlerin tıbbi tedavileri yanında bu iki sureyi okuyarak yüce Allah’a sığınmaları tavsiye edilir.

Meali:De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” ( 1-5 )

  • Sığınılacak Tek Varlık: Yüce Allah

“Sabah” diye çevirilen  “felak” kelimesinin kökü “yarmak”  anlamındaki “felk” kelimesinden gelir. Yaygın yoruma göre burada Allah’ın gece karanlığını yarması neticesinde meydana gelen sabah aydınlığını ifade eder.

  • Yaratıkların Şerrinden

Burada sözü edilen yaratık, öncelikle “İblis”tir. ( Şeytandır ). Çünkü en çok şer isteyen ve aşılayan varlık odur. Bu nedenle onun yaptığı ve aşıladığı şerlerden ve kötülüklerden Yüce Allah’a sığınılması istenilmektedir. Ayette şerlerinden sığınılması istenen yaratıkları sadece “İblis” ile sınırlı tutmak elbette ayetin anlamını daraltmak olur. Yüce Allahın yaratıp insanın istifadesine sunduğu bütün varlıkların insana hayırları yanında şerleri de dokunabilir. Bu durum zaman zaman insanın kendi kusur ve ihmallerinden de kaynaklanabilir. Mesela ateş çok faydalı bir varlıktır. Ama gerekli tedbirler alınmazsa yakıcı-yıkıcı bir hal alabilir. Su yaratıkların temel ihtiyaçlarındandır. Dere yatakları ıslah edilmez oralara konut yapılırsa su acılara sebep olabilir. Özetle insan kendisine zararı dokunabilecek şeylerden korunmak için önce tedbirlerini almalı, sonra da yüce Allah’a sığınmalıdır. Burada hatırlatılan temel  nokta, sığınılacak yerin Yüce Allah olduğu gerçeğidir.

  • Karanlığın Şerrinden

“Gece” diye çevirilen  “gâsık”  kelimesine müfessirler gece ile birlikte  “zarar veren her şey” manasını vermişlerdir. Karanlık, bir çeşit gizem ve korku nedeni olarak görülür. Önünü görememek, insanı nasıl davranacağı noktasında çaresiz bırakmaktadır. Günümüzde insanoğlu yaşadığı çevrenin bir bölümünde geceleri gündüze çevirse de, gecelerin şerri yine de hükmünü sürdürmektedir. Gecenin şerri gündüzden her zaman fazladır.

 

  • Üfürenlerin ( büyücülerin ) Şerrinden

“Üfürenler” diye çevirilen  “neffâsât”  kelimesi   hem erkek hem de kadın için kullanılır.  Âyet metnindeki  “ukad”  ise “düğüm” anlamına gelen ukde kelimesinin çoğuludur. Yaygın yoruma göre burada gerçek büyücü ve üfürükçüler   kastedilmiş ve kadınıyla erkeğiyle büyü ile meşgul olan herkesin şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiştir. Cahiliye döneminde ipi düğümleyerek ve düğümlere bir şeyler okuyup üfleyerek büyü yapıldığı birçok kaynakta zikredilmiştir. Ayette düğümlü ipe üflenerek yapılan büyünün etkisinden ve şerrinden değil, bunu yapanların kötülüğünden söz edilmiştir. İnancımızda büyünün bir gerçekliği vardır. Büyüden ziyade çağdaş büyücülerin şerri çok daha fazladır. Bu çirkin işlerle meşgul olanlar insanları sömürmekte, kafalarını karıştırmakta, onları sıkıntılardan kurtulma hususunda gerçeklere yönelmekten ve bilime uygun tedbirlere  başvurmaktan  alıkoymakta, yanlış yollara ve davranışlara yönlendirmektedirler. Ayet, müminlerin büyücü ve üfürükçülere itibar etmemeleri,  onlardan uzak durmaları,  onlara değer vermekten sakınmaları gerektiğini ortaya koymaktadır.

  • Kıskançların Şerrinden

“Kıskanç kişi” diye çevirilen  “hâsid”  kelimesi “kıskanmak” anlamına gelen haset kökünden sıfat olup kıskançlık ve çekememezlik duygusunun etkisinde kalan kişiyi ifade eder. Bu duygunun etkisiyle “birinin sahip olduğu nimetin yok olmasını arzulama” anlamına gelen haset, ahlâk ilminde başlıca kötülük kaynakları arasında gösterilmiştir. Bir tür ruh hastalığı kabul edilen haset duygusunun insan tabiatındaki bencillik eğiliminden, dolayısıyla başkalarının kendisinden daha üstün durumda olmasına tahammül edememesinden kaynaklandığı, bu durumun onu bir tür bunalıma soktuğu bildirilmektedir. Bu sebeple ayette, kıskançlığı tutan hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmanın önemine dikkat çekilmiştir.


YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa