Bugünkü Haberler

HAYRETTİN KARACA

Balıkesir’de doğan ünlü isimler kervanına bugün Hayrettin Karaca ile devam edeceğim. Hemşehrim olmasından her zaman gurur duyduğum bu mümtaz insan 4 Nisan 1922 Bandırma doğumludur. Kırım göçmeni bir aile olan Halil efendi ve Zehra hanımın üç oğlundan biri olup, bir de kız kardeşi vardır. Bandırma’da küçük bir trikotaj atölyesi sahibi olan babası Halil bey, lise eğitimini Boğaziçi lisesinde tamamlayan Hayrettin Karaca’ya bırakır atölyeyi ve işin başına geçmesine imkan verir.

Girişken ve uyumlu mizacı, ticaret hayatında da kendini gösterir ve işlerini büyütüp geliştirerek ilk triko ihracını gerçekleştirir. Bütün Türkiye’nin bildiği “Karaca” isminin bir marka olmasını sağlar. Küçük bir trikotaj atölyesi, büyük bir tekstil ürünleri imal edip ve satan önemli bir kuruluş haline gelir. Tekstil deyip geçmeyin çünkü iki binli yıllara kadar, önemli ihraç kalemlerinden birisi idi. Sonra piyasaya Çin ve cin fikirliler girdi. Ne pamuk üreten çiftçi kaldı ne de o pamuğu işleyen tekstil fabrikaları. O kadar zengin olduk ki Amerikan cevizi kırıp yemeye başladık.

Hayrettin Karaca’nın babası Halil bey, 1948 yılında Yalova da kavak ağacı dikmek için 27 dönümlük bir arazi satın alır. O arazi ıslah edilip meyve bahçesi haline getirilir bir yıl sonra. Kavak ekme fikrinden vaz geçilir ve 1956 yılında babası öldükten sonra da meyve işine devam edilir. Bu arada arazi yeni alımlarla on kat büyütülmüş ve yaklaşık 260 dönüm haline getirilmiştir. 1975 yılına gelindiğinde ağabeyleri ve eniştesi miras bölünmesini talep eder ve Hayrettin Karaca adına 65 dönüm arazi düşer. Miras paylaşımı sırasında elli yaşlarında olan Hayrettin Karaca işlerini devredip Türkiye’yi adım adım gezmeye başlar.

Edebiyat ve doğa aşığı bir insan olarak turistik yurt içi gezi değildir bu yollara düşmeleri. Nerede farklı bir bitki görse, getirip sahip olduğu bahçeye ekmektedir. Kaybolmaya yüz tutmuş bitki çeşitlerini yaşatmak en büyük hobisi olmuştur. Yaptığı yurt dışı seyahatler de eğer gittiği yerde varsa, mutlaka botanik bahçelerini ziyaret edip, kendi bahçesi için fikir sahibi olmaya gayret eder. Hatta o gezilerden getirebildiği numuneleri kendi bahçesine dikerek bitki çeşit sayısını artırır. Bu arada yurt içi gezilerinde, Türkiye’nin hızla toprak erozyonu sebebiyle çölleşmeye başladığını fark eder.

1978 yılında bahçesinin içine yaptığı ve halen yaşadığı evin etrafı her geçen sene güzelleşirken, ülkenin hızla çöle dönüyor olması onu çok rahatsız eder. Bir doğa aşığı olarak azalan ormanları, kuruyan şelaleleri, suları her geçen gün azalan nehirleri görüp öylece duramaz ve sanayici bir arkadaşının da yardımı ile TEMA vakfını kurar. Tema vakfı erozyonla mücadele ve ağaçlandırma konusunda doğanın sesi olur. Çeşitli konferans, kitap, dergi ve dikkat çekilebilecek ne varsa kullanıp, halkın doğaya karşı bilinçlenme yolunda mesafe almaya gayret eder. Görev yapan bütün hükümetlerin, doğa konusuna hassas olmaları yönünde tavsiyelerde bulunup, bir çok etkinliğe öncülük eder.

İçinde 14000 çeşit bitkinin bulunduğu 65 dönümlük araziyi vakıf aracılığı ile devletin hizmetine sunar ve bağışlar. Türkiye içi ve yurt dışından aldığı plaket ve ödülleri yazsak bir makale kadar yer kaplar. Mütevazi yaşamından hiç ödün vermeden botanik bahçesi içindeki evinde yaşamını sürdürmekte olup hala yirmi sene önce aldığı kırmızı kazağı giymektedir.

Kendi sözleri ile onu dinleyecek olursak tanımak adına şöyle demektedir Hayrettin Karaca. “Çok ödül ile taltif edildim ama en büyük ödülüm bu ülkenin vatandaşı olmaktır. İkincisi ise 2500 metre yükseklikte bir dağ başında beni gören bir çocuğun Toprak Dede gelmiş diye bağırıp beni tanımasıdır. Yeni kıyafet almıyorum. Çünkü var olan ne varsa tüketmek değil,  var olanı artırarak yarınlara bırakmaktır aslolan.”

Şu an 96 yaşında olan hemşehrimiz Hayrettin Karaca’ya uzun ömürler diliyor ve yaptığı çalışmalar için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.


YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa