Yıllar önce sosyal medyada bir fotoğraf görmüştüm.Fotoğrafta baştan ayağa kadar nerdeyse kırmızılara bürünen orta yaşlı bir kadın vardı. Birçok haber kanalına ve gazetelere haber konusu da olmuştu kırmızılı kadın.Tabi o yıllarda günümüzde aklımda kalan kırmızılı kadının hikayesinden çok, kırmızı rujlarla süslemiş olduğu al yanaklarıydı.

Karantina günlerinde, interneti ve sosyal medyayı hepimiz gibi ben de daha sıklıkla kullanmaya başladım. Bir sosyal medya ortamında yine o kırmızılı kadına denk geldim.Yüzümde bir tebessüm oluştu. Aaa hâla yaşıyormuş!  Evet! Evet, kırmızılı kadın hayattaymış.Buna nedensizce sevindim. Kırımızılar içindeydi yine, simsiyah olarak hatırladığım saçlarına artık  beyaz aklar sıklıkla eşlik ediyordu. Yüzünde ise yılların yorgunluğuna ve acısına dayanamayan gözlerindeki kırışıklar vardı. Al yanakları ise tüm kırmızılıklarını koruyordu.Yüzünden eksilmeye hüzüne inat bir de gülünce yanağında kırmızı güller açmasına neden olan gülücüğü de vardı. O gülücüğünün ardında yatan ,kaybetmediği umudu vardı. O küçük umut işte al yanakların ardından aralanıp, yüreğime gülümsüyordu.

SAHİ KİMDİ BU KIRMIZILI KADIN ?

Kırmızılı kadını ve unutmuş olduğum hikayesini merak edip, araştırmaya başladım. Sahi bu kırmızılı kadın kimdi?Neden hep kırımızıla içindeydi ki? Youtube’de bir de baktım ki ‘’Kırmızılı Kadın Belgeseli’’ var. Kırmızılı Kadın Belgesel’nin yönetmeni Zeki KOYUNCU. Kırmızılı Kadın Belgeseli, ödüller de almış kısa film şeklindeydi.Belgeselin kahramanı tabi ki de kırmızılı kadındı. Belgesel, kış aylarında karların Konya’yı süslediği zamanda çekilmişti.Bu detay daha da güzeldi. Kırmızılı kadın ,beyazların içinde adeta gelincik gibi açıyor, görenler bir kez daha bakıyordu. Belgesele konulan kırmızılı kadın Aksaray’da doğmuş.Şimdilerde ise ağabeysinin yanında Konya’da yaşıyor. Kırmızılar içindeki kadının ismi Sultan Özcan’mış. Sultan Hanım, üzerindeki kırmızılı giysiler ile Konya’da nam salmış, esnaf ve Konya halkı tarafından da yıllardır sevilen bir isim haline gelmiş. 65 yaşındaki Sultan Hanım, Kırmızı belgeselinde de anlattığı gibi kırmızı rengine çocukluktan beri düşkünmüş. Sultan Hanım, ortaokula giderken yaşı da henüz 15’iken, Sultan Hanım’ın öğretmeni, Sultan Hanım’a olan aşkını dile getirmiş.Sultan Hanım’da o yıllarda beni ya çoban alır ya da evde kalırım endişesi ile öğretmenine de beslediği hisler sonucunda öğretmeni ile evlenmeye karar vermiş.Ki bu benim ve sizler için tasvip etmediğimiz durumdur.Hem öğrenci he öğretmen ilişkisi, hem de çocuk gelin…

İşte böyle başlıyor ‘’Kırmızının ardındaki hüzün karası…’’


Sultan Hanım, kırmızı rengi çok severken kırmızı giysileri ile dışarı çıktığında dikkat çekermiş. Eşi ise gereksiz kıskançlıklar yaşatırmış Sultan Hanım’a hatta eşi Sultan Hanım’a kırmızı rengi dışarıda giymesini dahi yasaklamış.Buna rağmen kırmızı tutkusundan da vazgeçmişiz Sultan Hanım. Sultan Hanım, iyi kötü evliliğini sürdürken, eşi ile birlikte çocuk yapma kararı almışlar. Fakat çocukları olmamış. Eşi ile birlikte tedavi olmaya dahi gitmişler, amaçları tüp bebek yaptırmakmış. Eşi ise bu duruma da şiddetle karşı çıkmış. Tüp bebek olayını tamamiyle yanlış anlayan eşi, tüp bebek tedavisi soncunda, başkasından çocuk sahibi olacağını düşünür ve tüp bebek tedavisini red eder. Sultan Hanım ise çocuk hasreti ile yanıp tutuşur.Bu hüzün dolu evlilikleri bir anda Sultan Hanım’ın eşinin boşanma dilekçesi ile karşılaşması ile son bulur.Evet kırmızılı kadın, sırf çocuğu olmuyor ve olmadı diye eşi tarafında terk edilir.Günler boyunca ki kendi deyimi ile haftalarca yataktan kalkamaz.Kırmızılı kadın yemeden içmeden kesilir. Eşi ise çevrenin söylediğine göre yıllar ona evlenmiş hem de bir erkek çocuğu sahibi olmuş. Bu söylentiler de yalan ya da gerçek ulaşmış Sultan Hanım'ın kucağına ,üzüntüsüne üzüntü eklemiş. Seneler geçmesine rağmen hala daha onu terk eden eşinin geleceğine inanır ve onu fark etmesi için de kırmızılar giymeye devam edermiş.


Kırmızılı Kadın Belgesel’ini mutlaka izlemenizi öneririm. Bir kadının hüznün nasıl renk aldığına şahitlik edeceksiniz.Ben Kırmızılı Kadın Belgeseli’ni izlediğimde gözyaşlarıma hakim olmamamıştım…
Bir çocuk gelinin çığlıklarına şahitlik eder olduğumu hissettim. Ve yitip giden kırmızılar içindeki bir ömrü bir kez daha görmüş oldum.

Nuray Altay Püsküllüoğlu