İnsanın içinde bir burukluk var. Yıkılan okullar haberini duymuş okumuşsunuzdur. Okuyan çoğu insan da içinden ‘Aaa içinde benim okulum da varmış’ demiştir mutlaka. Dün sabah uğradım yıkılacak okullar içinde olan okuluma. Her ne kadar insan okurken şu okuldan bir an önce kurtulsam diye baksa da bir daha oraya uğrayamacak olmanın hüznünü yaşıyor içinde.

Ve tabi ki bir daha o yaşlara dönemeyecek olmanın, o günleri yaşayamacak olmanın hüznü. Zorla giderdim okula o zamanlar. Sabahçı, öğlenci vardı benim zamanımda. Sabahçı olsam uyanmak zor gelirdi, öğlenci olsam akşam hava karardıktan sonra çıkacağımın derdine düşerdim. Oysa şimdi düşünüyorum da o zamanlar okulun kıymetini bilseydim çok daha iyi yerlerde olabilirdim.

Şimdi okula gitmek istemeyen bir nesil yetişiyor. Sebebi nedir ki bunun? Öğretmenler mi, dersler mi, okulun bizzat kendisi mi? İlkokul, lise, üniversite farketmez... Gençlerin hepsine tek bir tavsiyem var. Okulunuzu sevin. Oraya isteyerek gidin. Bunu başarmak için de amaçladığınız şeyin içinizde olma arzusundan başka bir duygunuz olmasın. İnsanların yapamayacağı bir şey yoktur. Yeter ki yürekten, gerçekten isteyelim.

Yarın bir gün boşaltılan bir okulla karşı karşıya geldiğinizde içinizdeki hüznün sebebi yalnızca iyi ki’lerden yana olsun. Dolan gözlerinizin  sebebi de yalnızca mutluluktan yana olsun... Unutmayın ki, gelen gideni aratır...