Bayramlar, ister dini, ister milli olsun hepsi bizim bayramlarımız. Coşku, huzur, umut ve mutluğun sembolü bayramlarımız. Milli ve manevi kültürümüzün temel taşları bayramlarımız. Heyecandan uyuyamadığımız bayram geceleri. Sabah erkenden büyüklerimizle birlikte bayram namazına gittiğimiz   günler. Namazdan sonra büyüklerimizle birlikte mezarlıkta atalarımızın kabirleri başında okuduğumuz Fatihalar. Evde sıra ile büyüklerimizin ellerini öpüp sarılışımalar. Bu bayramı geçmişte yaşadığımız bayramlar gibi geçirmek isterdik ama kendisi küçük, tahribatı büyük salgın hastalıktan kurtulmak için alınan tedbirler çerçevesinde bu mümkün olmayacak.

Milletçe iki-üç aydır zor günler geçirdik. Camiler cemaatle ibadet etmeye kapatıldığından Cuma namazları ile camilerde teravih namazları kılamadık. Böyle bir zamanda bayram yazısı yazmak ne kadar zormuş. Sevinci yazayım diyorum olmuyor, hüznü yazayım diyorum bayramla bağdaşmıyor. En iyisi şükrü, umudu, Ramazandaki kazanımlarımızı yazmayı deneyeyim dedim.

İlk aklıma gelen, sözlerini Ali Tekintüre’nin yazdığı, bestesini Amir Ateş’in yaptığı ( şahsen benim çok sevdiğim, zaman zaman dinlediğim ) “ Yaşıyorsan Gel Şükret ” ilahisinin sözlerini hatırlatmak oldu.

Yaşıyorsan gel şükret,  Hiç doğmadan ölen var, İsyan etme dua et,  Her şeyi bir gören var

Ne verirsen elinle, O gidecek seninle, Kırma kulu dilinle, Mahşerde bekleyen var

Dökülen bir yapraksın, Bir et kemik topraksın, Bir gün yok olacaksın, Can alıp can veren var.

Ramazan ayı ibadetlerimizle maneviyatımızı güçlendirdiğimiz bir aydı. Hz. Muhammet’in beyanı ile evveli rahmet, ortası mağfiret sonu ise cehennemden kurtuluş ayıydı. Sayılı günler geldi geçti. Rahmete, mağfirete ve kurtuluşa erebildik mi bilemiyoruz. Nihayet bayram arifesine kavuştuk. Bunun için yüce Rabbimize şükrediyor, bizleri Ramazan Bayramına da kavuşturmasını niyaz ederken, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammet’e salat ve selam ediyoruz.

Bizim dini bayramlarımız bayram namazı ile başlar. (Bu sene sabah namazı ile başlayacak.) Onun için buruk bir bayram yaşayacağız elbette. Ama Rabbimizden ümidimizi asla kesmiyoruz. Bu bir istisna ve ömrümüzde hiç unutamayacağımız Ramazan hatıralarımız oldu. Bayramda da olacak. Bu bayramı dijital ortamda yaşayacağız gibi gözüküyor. Çoğumuz büyüklerimizin ellerinden, küçüklerimizin gözlerinden telefon aracılığı ile öpeceğiz. Hatıra deyince Peygamberimizden kulaklarımıza küpe olacak bir hatıra nakletmek istiyorum.

Allah’ın Resulü, Mescid-i Nebi’nin avlusunda bulunduğu sırada kendisine bir sepet turfanda hurma ikram edilir.

“Buyur! Ey Allah’ın Resulü! Mevsimin ilk hurması…” diyorlar. Efendimiz sepete tereddütle baktıktan sonra: “Komşularımız da böyle taze hurma yemeye başladılar mı?” diye sorar.

İkramda bulunan zat: “Hayır! Henüz kimsenin bahçesinde hurma olgunlaşmadı. Bizim bahçenin bir özelliği var. Mevsimin ilk hurması bizim bahçede olgun hâle gelir. Bende olgunlaşan bu hurmayı herkesten önce tatmanız için size getirdim.”

Rasülullah çevresine bakar ve oyun oynayan çocukları görür. Mübarek parmağıyla işaret ederek: “Hayır! Ben yiyemem. Götür bu taze hurmayı şu çocuklara ver” buyurur.

İkramda bulunan zat, “Ey Allah’ın Rasülü! Bunda herhangi bir haram şüphesi yoktur ve benim bahçemin meyvesidir” dese de, Efendimiz kabul etmeyip buyurur ki:

“İkramınız olan bu hurmayı kabul etmeyişim onun haram olma ihtimalinden dolayı değildir. Ben komşularımızın henüz yemediklerini yiyerek, giymediklerini giyerek, onlardan farklı bir konuma gelerek yaşamak istemiyorum. Ne zaman ki, konu komşu hurma yemeye başlar, işte o zaman bende onlarla birlikte bu taze hurmalardan yerim. Böylece onlardan ayrılmamış olurum.”  Buyurur.

Efendimiz bu tavrıyla bize iki mesaj veriyor. Her zaman olduğu gibi bayramlarda da konu komşu daha fazla gözetilmeli ve büyüklere olduğu gibi küçüklere de ikramda bulunulmalıdır.

Bu salgın hastalık sebebiyle yaşadığımız bunca elem, keder ve sıkıntıdan, aldığımız bunca ibretlik derslerden sonra artık bu bayramı daha iyi değerlendirip dünya ve ahirete bakış açımızı geliştirmeliyiz.

Bu bayram Müslümanlık bilincimizi daha canlı tutma vakti.

Bu bayram kardeşlik bilinciyle kaynaşma zamanı.

Bu bayram daha fazla dua etme zamanı.

Bu bayram hatalarımıza, ihmal ve noksanlıklarımıza, kötü alışkanlıklarımıza dur deme vakti.

Bu bayram menfaatlerimizle dini ve milli değerlerimiz çeliştiğinde dini ve milli değerlerimizi tercih etmeyi hayat tarzı haline getirme vakti.

Bu bayram kazandığımız nefis terbiyesi eğitimini ömrümüzün tamamına aktarmamız gerektiğini idrak etme vakti.

Bu bayram yüce Allah’a kullukta esas olanın devamlılık olduğunu şuurunu beyinlerimize yerleştirme vakti.

Özetle bu bayram, Ramazanda kazandığımız değerleri bundan sonraki hayatımızın tamamına hakim kılma azim ve kararlılığı gösterme vakti.

Bayramınız mübarek olsun. Ömrünüz Ramazan gibi huzurlu, akıbetiniz bayram olsun!

Fahri SAĞLIK

Karesi Müftüsü