Kur’an-ı Kerimde; “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar.

Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” (Bakara, 2/183-184) buyurulmuştur. “Sakınmanız için, sakınasınız diye” ifadesi oruç ibadetinin hikmetine ışık tutmaktadır. Burada sakınmak (takva, ittika) günahlarla ilgili bir sakınmadır. Günahlardan uzak durmak, günaha girmemek için çaba göstermektir. Uzak durmanın yolları ve çareleri bakımından günahlar ikiye ayrılır: 1- İçki, kumar, hırsızlık, gasp gibi günahlardan kurtulmanın yolu ve çaresi bunların getirdikleri sonuçlar üzerinde düşünmektir. Yasaklama, ceza tehdidi, başkalarının başlarına gelenler, bu konularda verilen öğütler üzerinde düşünen insanlar bunlardan uzaklaşabilirler. 2- Bir kısım yasaklar ve günahlar da vardır ki, kişiyi bunlara iten, yönelten öfke ve şehvet gibi duygular ve içgüdülerdir. Bunlardan uzaklaşabilmek için yalnızca üzerinde düşünmek yetmez, itici duygular ve içgüdülerin baskısını azaltacak veya bu baskıya karşı iradenin gücünü arttıracak uygun araçlarla eğitime ihtiyaç vardır. Oruç bu eğitim için en ideal vasıtadır. Oruç ibadetinin ferdin iradesini güçlendirmesi ve onu günahlardan uzaklaştırması yanında elbette daha pek çok hikmeti vardır.

Ayet-i kerime üç mazeretten söz etmektedir: Hastalık, yolculuk ve oruca zor dayanır olmak.               a) Ağır hastalığın oruç tutmamak için bir mazeret teşkil ettiği konusunda görüş ayrılığı yoktur. Hafif hastalıkların mazeret olma sınırı hakkında çeşitli ölçülerden söz edilmiştir. Âlimlerimizin çoğunluğuna göre oruç tutulduğu takdirde artan veya tedavisi geciken hastalıklar da mazeret olarak kabul edilmiştir.

b) Yolculuktan maksat, Ramazan’da sefer mesafesi (en az 90 km.) bir yere gitmek için yola çıkmaktır. Bu durumda olan bir kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Fakat niyet ettikten sonra gündüzün yolculuğa çıksa bu yolculuk esnasında meşru başka bir mazereti bulunmazsa orucunu bozmamalıdır. Başlanan bir ibadetin mazeret yoksa tamamlanması gerekir. Sefer bir mazeret olduğu için, eğer orucunu seferliği başladıktan sonra bozarsa kendisine kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Hasta iyileşince, yolcu da vatanına ( oturduğu yere ) dönünce tutamadıkları günlerin oruçlarını uygun zamanda kaza eder. Kaza oruçlarının aralıksız tutulması şart değildir.

c) “Orucu tutmakta zorlananlar” şeklinde tercüme edilen kısımda geçen “yutîkûne” fiili ya bünyesi veya içinde bulunduğu durum ve şartlar sebebiyle orucu zor tutan, oruç tutmakta zorlanan, oruç tutmaya devam ettiği takdirde hasta olmaktan veya mecbur olduğu işini yapamamaktan korkan kimseler anlaşılmıştır. Böyle durumda bulunan bir kişi, oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkuyorsa, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar müsait zamanlarda tutamadıkları oruçlarını kaza etmelidirler. Oruç tuttuğu takdirde kendisinin veya çocuğunun zarar görmesi muhtemel olan gebe veya emzikli kadınlar da, sağlık durumu oruç tutmak için elverişli olmayanlar arasında değerlendirilmiştir. Bu durumda olanlar da oruç tutmayabilirler. Hatta zarar görme ihtimali kuvvetli ise tutmamaları gerekir. Durumları normale döndüğünde tutamadıkları oruçları kaza ederler. İyileşmesi mümkün olmayacak şekilde hasta olmak, ya da aşırı yaşlı bulunmak gibi oruç tutmaya sürekli bir engelin bulunması hâlinde tutulamayan her bir gün oruç için bir fidye verilir. Fidye bir yoksulun bir günlük yiyeceğidir. Bir fitre miktarıdır. ( Bu sene Diyanet İşleri Başkanlığımız bu miktarı günlük 28 TL olarak belirleyip ilan etmiştir. ) Bu miktar fidyenin alt sınırıdır. Ayete göre daha fazlasını vermek, veren için dünya ve ahirette hayırlara vesile olacaktır.  Mazereti olanlara oruçlarını erteleme ve daha sonra kaza etme izin ve imkânı verilmiş olmakla beraber, önemli bir güçlüğün ve engelin bulunmaması halinde bu durumlarda da orucun tutulması, “ tutmanız sizin için daha hayırlıdır” buyurularak tavsiye edilmiştir.

İslam dininde oruç, sabahın başlangıcı sayılan ikinci fecirden (tan yerinin ağarmasından) başlayarak güneşin batışına kadar ki sürede ibadet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden nefsi uzak tutmaktır. Buna din ıstılahında "imsak" denir. imsak sözünün karşıtı "iftar" dır. Hiç oruç tutmamak bir iftar olduğu gibi, güneşin batışından sonra orucu açmakta bir iftardır. Oruçlu iken oruç bozucu şeylerin yapılması da yine bir iftardır.

İbadetleri değerli kılan ihlas özelliğini en çok yansıtan oruç ibadetidir.  Çünkü bir kişinin oruçlu olup olmadığını ancak Allah ile kendisi bilir. Bir hadis-i şerifte “ Oruç doğrudan doğruya benim için yapılmış bir ibadettir. Onun (sayısız) karşılığını da doğrudan doğruya ben vereceğim" buyurulmaktadır.

Kâmil anlamda oruç bütün organların iştirakiyle gerçekleşir. Şöyle ki; oruç tutan kişi midesini yemek- içmekten koruduğu gibi, dilini de yalandan, gıybetten, kötü ve boş sözden uzat tutmalıdır. Göz harama bakmamalı, kusur aramamalıdır. Kulak gıybet, dedikodu ve abes şeyler dinlememelidir. Gönül güzel şeyler düşünmelidir. Bilinmelidir ki, organları oruca iştirak etmeyi başaramayan kişi şeklen oruç tutmuşsa da, oruçtan beklenen gayeye bütünüyle ulaşamamış demektir. Hz. Peygamberin: "Nice oruç tutanlar vardır ki oruçtan onlara kalan sadece açlık ve susuzluktur" hadisi bu gerçeği vurgulamaktadır.

Oruç, sırf Allah'ın emri olduğu için tutulan bir ibadet olmakla birlikte fert ve topluma yönelik pek çok faydası da olan bir ibadettir. Orucu, Allah’ın bir emri olarak tutarken bu yararları da göz önünde bulundurmak durumundayız. Orucun başlıca yararları şunlardır:

  1. Oruç insanı kötülüklerden korur. Sevgili peygamberimiz "Oruç bir kalkandır. O halde oruçlu kötü söz söylemesin. Oruçlu kendisiyle çekişip kavga etmek isteyen kişiye 'ben oruçluyum, ben oruçluyum' desin..." buyurmuştur.                                                                                                    
  2. Oruç nefsi terbiye eder, ruhu olgunlaştırır.
  1.  Oruç sabır ve irade gücü kazandırır.
  2.  Oruç ahlâkı güzelleştirir. "Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah, onun yemesini içmesini bırakmasına hiç değer vermez" Hadis-i şerifi orucun hedefinin kötü huylardan uzak kalmak olduğunu açıkça göstermektedir.
  3. Oruç sağlığı korur. Bugün orucun insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri tüm dünyada bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Orucun sağlığa ilişkin yararları tıp uzmanlarınca ortaya konmaktadır. Burada Hz. Peygamberin konuya ilişkin bir hadisini belirtmek gerekir: " Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız."

Fahri SAĞLIK

Emekli Müftü