Blues, 400 yıllık bir geçmişi olan ve temeli Afrika’ya dayanan bir müzik türüdür. 1865 yılından itibaren Amerika’da köleliğin kaldırılmasıyla birlikte Amerikan toplumunun içinde yayılmaya başlar ve buradan da zaman içerisinde tüm dünyaya yayılır.

Afrika kıtasının çeşitli bölgelerinden getirilen siyahi köleler bu müziği yaratarak hüzünlerini ve hislerini dile getirmişler. Hem işte hem dinle hem de geleneklerle ilgili olan bu şarkılar, dönemin isyanını dile getiriyor. Aşkın, tutkunun, yasın, acının ve kasvetli duyguların müziğe kabul edilen Blues, yoğun olarak gitar ve piyano eşlik ediyor. Toplumsal konuları ele alan bu müzik türü acıyı, sefaleti, isyanı ve hor görülmeyi anlatıyor. Bir tepki olarak ortaya çıktı. Amerikan toplumunda siyahi kültürün öğeleri ile beslenerek büyüyen ve gelişen Blues müzikğin anlamının ‘Blue’(mavi) den geldiği iddia edilmektedir. Mavi renk, Amerikan toplumunda umutsuzluk, hüzün, mutsuzluk gibi hisleri simgelemektedir. Bu da Blues müziğin çıkış noktası olan köle yaşamını düşününce oldukça akla yatkın geliyor. Bir diğer tez ise ; ağır çalışma koşullarında hayatını kaybedenler için bir ağıt niteliğindeki olduğu için “feeling blue” ifadesinden geldiği düşünülüyor. 19. Yüzyılın sonlarında Mississipi Deltası’nda filizlenen Blues Müzik, 20. Yüzyılda siyahilerin kırsallardan kente göçmesiyle çok kültürlülükle tanışıyor. 1950’lerde Chicago ve Detroit’te Blues kulüpleri kuruluyor. 1960’larda Blues müzik Batı Avrupa ve İngiltere’yle tanışıyor. Delta Blues ve Chicago Blues tarzları bulunuyor. Delta Blues, Mississipi Deltası’nda filizlenen gitar ve mızıkanın yer aldığı,Blues’i yerellikten çıkaran ve dünyaya tanıtan alt müzik türüdür. Oldukça tutkulu ve coşkulu şarkı sözleri bulunur. En önemli temsilcileri Muddy Waters, Wolf and Little Water ve Howlin’dir. Chicago Blues; içeriğine Delta Blues’ın da dahil olduğu bu geniş kapsamlı Blues alt müzik türü 1940’ların sonu ve 1950’lerin başı itibariyle grup konseptiyle ortaya çıkıyor. Günümüz standart blues gruplarının da kullandığı telli çalgılar, saksafon, piyano, gitar, bas ve davulla icra ediliyor. Grup konseptinde çalınan Chicago Blues parçalarında piyanistin, gitaristin, solistin ve armonika sanatçısının muazzam bir uyumlu müzik yaptıkları görülebiliyor. Chicago Blues, farklı etmenleri bir araya toplayarak bağdaştırmaya son derece uygun bir müzik türü. 1950’lerin sonu 1960’ların başında T-Bone Walker ve B. B King gibi efsanevi Blues sanatçılarıyla özdeşleştiriliyor. Muddy Waters. Koka Taylor, Howlin, Chess Records ve Willie Dixon bu müzik türünün gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkı sunmuştur.