“Öldürmeyin duygularımı. Ben daha çok gencim. Allah’ım ne olur yardım et. Ben bu kadar erken duygularımı kaybedip, hissiz yaşamak istemiyorum.”

Bir insanın yakarışları bunlar. Duygularınızı genellikle size iyi gelmeyen insanlar öldürür. Bu da genellikle yaşadığınız aşklarda olur. Bir de çok sevdiği birini kaybederse o günden sonra adam akıllı bir şey hissetmez insan. Duygularınızı kimsenin öldürmesine izin vermeyin. O duygular ölürse geriye dönüşü o kadar zor oluyor ki.

Duygular nasıl ölür? İnsanın eline bıçak alıp da duygularınıza saplayacak hali yok. Bir çift düşünelim. Aralarında sürekli sorunlar oluyor. En başlarda iki taraf da mücadelesini veriyor. Fakat bir zaman sonra o mücadele tek tarafa dönmeye başlıyor. Mücadele eden kişi defalarca pes etmeyip derdini eşiyle paylaşıyor. Ama bakıyor ki ne derse desin umrunda değil, ne kadar üzülürse üzülsün umrunda değil. İnsan üzülmekten yoruluyor işte tam da o anda. Savaşırsın savaşırsın en sonunda gücün kalmaz ve pes edersin. Böylelikle duyguların ölüp gider. İnsan duygusuz yaşayabilir mi peki? Böyle bir durumda duygudan kastım aşk ve sevgi. Duyguları öldükten sonra yeniden ayaklanmaya kalkar insan. Bu defa olacak der. Bu kişiye güvenebilirim. Sonra bir bakarsın gelen gideni aratıyor. Defalarca aynı olayı yaşarsanız gerçekten gücünüz kalmaz. İşte o zaman duygularınız tamamen ölür. Tabiri caizse ot gibi yaşamaya başlarsınız bu hayatı.

Duygularınızın yok olduğunun farkına varmazsınız. Sessiz ve derinden gerçekleşir bu olay. Ruhun yok olması gibi. Duygularınız ölmesin diye kendinizi yer bitirirsiniz. Bir de kendi içinizde bir savaş başlatırsınız. Ne zaman bunu fark ederseniz her zaman bir umut olduğunu getirin aklınıza. Duygularınız öldürmelerine, ölmesine asla izin vermeyin...