Bazen kahvemizi ya da çayımızı yudumlarken bazen bir film seyredip, bir şarkı dinlerken bazen de bir tanıdığımızı gördüğümüzde çocukluğumuza döneriz. Özleriz geçmişimizi. Bir ah çeker bazen gözlerimiz dolar o günlere dönmeyi isteriz. Çocukluğumuzu düşündüğümüzde siyah beyaz televizyonlarımız vardı.

Televizyon kanalları siyah beyazdı ama hayallerimiz renkliydi. O zamanlar tek bir kanal vardı. Ama o tek bir kanalı seyretmek için hep beraber oturulurdu. Akşam olduğunda çaylar demlenir, sobadan gelen odunların çıtırtısı eşliğinde keyifle televizyon seyredilirdi. Annelerimiz bir yandan sobanın üstünde kestane pişirirken bir yandan bizlere meyve soyarlardı. Her seferinde mandalina ve portakal kabuklarını sobanın üstüne koyardım. Soba yandıkça meyvelerin kabuklarının kokuları bütün eve yayılırdı. Sobanın verdiği sıcaklıktan mı ailenin verdiği huzurdan mı bilmiyorum ama hemen uykumuz gelirdi. Pazar kahvaltıları farklı bir güzel olurdu. O döneme ait meşhur diziler mükellef hazırlanmış kahvaltı eşliğinde bizleri beklerdi. Birde Pazar günleri banyo günüydü. Banyodan çıkar sıcacık sobanın başında ısınmayı beklerdik. Şimdilerde akıllı cihazlar çoğaldığından evlerde insanlar kendi odalarına çekilmekte eskisi gibi bir arada oturup vakit geçirmekte yerini yalnızlığa bıraktı. Bir odada ısınmak için başına toplandığımız sobaların yerini kaloriferler aldı. Zamanla her şey değiştiği gibi sanırım bir arada olup aile olmanın önemini de yitirmeye başladık. Bugün biz bunları özlüyorken gelecek nesillerde kendi yaşadıklarını özleyecekler. Çünkü gitgide birbirimizden uzaklaşmaya başladık.