Bir insana fazlasıyla kızabiliriz. Bu da defalarca son bulur kızgınlığımız elbet geçer. Ama kırgınlık öyle mi? Kırgınlık geçmiyor. Karşıdaki insan ağzında kuş tutsa da eski samimiyeti asla yakalayamıyorsun kırgın olduğunda. İnsan kızgınlığını dışa vurur, kırgınlığını içe atar. Kızgın olduğun birine bağırıp çağırabilirsin oysa kırgın olduğuna öyle mi? Kırgın olduğun birine bırak kötülük yapmayı kızamıyorsun bile. Aksine susmayı tercih ediyorsun. O kişiden uzaklaşmak çekip gitmek istiyorsun yanından. Çünkü o kadar savunmasız bir anda kırılır ki insan. Yapacak, duygularını tarif edecek hiçbir şeyin kalmaz geriye.

Kendisini kıran insanı kişi, her ne kadar affetse de o kırgınlık ömür boyu kırılan kalpte kalır. Unutulmaz kırgınlıklar. Zaten farkettiniz mi? İnsan kırıldığında sanki gerçekten kalbi parçalara bölünür gibi oluyor. Yara bandı yapıştırsa bile karşıdaki kişi eski haline döndüremiyor o kalbi.

Sorsanız ki birinin beni kırmasını mı kızdırmasını mı isterdin diye, kızdırmasını isterdim. En azından o insandan ümidim kalırdı. Bir anlık sinirle tartıştık ve arayı düzelttik derdik. İnsan kırılınca geri dönüşü yok ne yazık ki.

Kızgın olunan anlar unutulur da kırgınlıklar hep baki kalır insanın yüreğinde...