Nemrut Dağı’ndaki arkeolojik yapılar, Helenistik döneme ait. Bölgeyi ziyaret ettiğinizde devasa heykellerin Doğu ve Batı olmak üzere iki terasa da inşa edildiğini görebilirsiniz

Nemrut Dağı, Antiochos’un kendisi için mezar olarak yaptırdığı düşünülen bir yapıyı ve tümülüsü de bünyesinde barındırıyor. Bölge kutsal bir alan olarak kabul ediliyor çünkü ölmüş bir kralın ruhuna olan saygınlığı temsilen yapıların inşa ettiği düşünülüyor. Belki de bölgeyi ziyaret edenlerin duygu yoğunluğu hissetmesi bu sebepten olabilir.

Bölgedeki yazıtlarda kralın mezarının orada olduğu söylense de bugüne kadar mezar halen bulunamadı. Tümülüs, Fırat Nehri'nin ovalarına ve geçitlerine yakın bir noktadadır. Hatta kralın kemiklerinin veya küllerinin tümülüsün içindeki ana kayaya oyulmuş bir odaya konulduğuna inanılıyor.

Bu nedenle 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki bu tümülüsün küçük kaya parçalarıyla örtülerek korumaya alındığı söyleniyor. Eğer tümülüsü kazmak, içine gitmek isterseniz bunu yapamıyorsunuz çünkü tümülüsü koruyan küçük kayacıklar aşağıya çöküyor. Zaten bu kırma taşlardan yapılan tümülüsün bir başka benzerine de dünya üzerinde rastlanmamış.

Doğu ve Batı teraslarındaki heykeller, Helenistik dönemi, Pers sanatı ve Kommagene ülkesine özgün sanat anlayışını harmanlanarak oluşturulmuş. Mesela her iki terasta tanrı ve tanrıça heykellerinin yanında aslan ve kartal heykelleri de var. Hatta Batı terasında aslanlı bir horoskop bile var.

Soldan ilk heykel, I. Antiochos, ikinci olarak Kommagene tanrıçası Fortuna-Tyce, Zeus (Oromastes), Apollo (Mithras) ve Herakles’ten (Artagnes) oluşuyor. Heykellerin, Doğu ve Batı yönlerinde tam ufka bakar şekilde oturtulması oldukça manidar. Baktığımızda bu durumun Güneş'in doğuşu ve batışını tanrıların gözünden görmek gibi anlaşılıyor. Bu bakımdan Nemrut Dağı, Doğu ve Batı’nın arasında bir tampon görevine sahipti diyebiliriz.