Sosyal medyanın regüle edilmesi çoktandır gündemde olan bir konu.

İktidarın yapılacaklar ajandasında yer alan bu gündem maddesi kamuoyunda ifade özgürlüğüne vurulmaya çalışılan bir darbe olarak tartışma konusu haline geldi. Ana akım medyanın iktidarın güdümünde yayın politikası geliştirmesi nedeniyle sosyal medya ana akım medyanın ikamesi haline geldi. Hatta Z kuşağı diye tabir ettiğimiz gençler TV, gazete gibi mecralardan uzaklaşırken yeni nesil medyayla daha haşır neşir hale geldi. Bilginin hızlı bir şekilde yayıldığı bu arenanın da bazı handikapları var.  Bilgi kirliliği bu handikapların başında geliyor.  Bir okyanusu andıran bu alanda yalan bilgi ve haberleri ayırt edemiyorsunuz. Sahte hesaplar üzerinden linç kampanyaları düzenlenebiliyor, toplumsal öfke patlamaları ve kutuplaşmalara neden oluyor. Arap Baharı sürecinde sosyal medyanın üstlendiği görev sonrasında bir devrim aracı haline geldi sosyal medya. Gezi Olayları esnasında da sosyal medya yine ön plandaydı.  15 Temmuz’da da kitlelerin organize olmasında büyük görev üstlendi. Bir ara AK Parti sosyal medyadaki sıkıntıları ön plana çıkararak sosyal medya etik kuralları oluşturup, taraftarlarına bu kurullara uymaları yönünde çağrıda bulunuldu. Ancak bu proje kullanıcıların etik dışı davranışları sürdürmesinden dolayı başarılı olamadı.  Diğer bir önemli konu da sosyal medyanın özgürlük sınırlarının geniş olması. Bu yüzden sosyal medya firmaları bu özgürlük alanını sınırlayıcı ya da düzenleyici hiçbir yaptırım ve hamleyi kabul etmiyor. İkircilikte olan bir konu olarak masada duruyor. Bir yandan iktidarın elinde tutamadığı, ana akım medyayı itibarsız hale getirecek kadar bu alana hakim olan sosyal medya diğer taraftan bu özgürlüğe çizmek isteyen yönetim kadroları. Ne olacağını bilmiyorum ancak kurulduğu günlerde yanrolde olan sosyal medya bir süredir başrol oyuncusu olarak performans ortaya koyuyor. Patronlar ne düşünürse düşünsün halk bu başrol oyuncusunu sevdi ve hep ekranlarda görmek istiyor.