Eskilerin zarif deyimiyle def-i hacet, yani tuvalet ihtiyacı insanın en doğal ve zorunlu ihtiyacıdır. Sevgili Peygamberimiz bu doğal ihtiyacın giderilmesine bile bir incelik, ölçü ve ahlâk getirmiştir. Sadece getirmekle kalmamış aynı zamanda bunu ilk Müslümanlar için bir öğretim konusu yapmıştır.

Her fırsatta Müslümanların alay edilecek bir açığını arayan müşriklerden biri, Selman’a (r.a) alaycı bir üslûpla, “Peygamberinizin size her şeyi, hatta abdest bozmayı bile öğrettiğini görüyorum.” demişti. Selman bu alaycı üsluba aldırış etmeyerek ciddiyetle cevap vermiş “ “Evet, O (s.a.v), büyük ve küçük abdest bozarken kıbleye dönmememizi, sağ el ile taharet etmememizi bize öğretti” demiştir. Tuvalet adabı, cahiliye insanının takdir edemeyeceği bir medenilik düzeyiydi.

İslam öncesi cahiliye toplumu tuvalet kültürü nedir bilmezdi. İslam’ın doğuşundan yaklaşık on dördüncü yüzyıla gelinceye kadar batı toplumlarının hemen hepsi de tuvaletten haberdar değillerdi. İhtiyacı olan uygun bir yer bulur veya bu iş için ürettikleri kaplara ihtiyacını giderir, çoğu kez bu kapları pencereden aşağıya sokağa boşaltırlardı. Tarihçiler, bir “mekân” olarak tuvaletin, doğudan batıya geçtiği hususunda hemfikirler. Fakat bu geçiş yüzyıllar sürmüş. Ortaçağ Avrupası pislikten kaynaklı salgın hastalıkların merkezi olmurştu.

1300’lü yılların sonlarına doğru İngiltere Kralı II. Richard göl ve derelere def-i hacet yapılmasını yasaklar. Hâlbuki bundan yaklaşık yedi asır önce İslam peygamberi Müslümanlara bunu öğreterek tuvalet medeniyetinin temellerini atmıştı. Tuvalet adabı, aynı zamanda temizlik bilincini, ötekine saygı anlayışını, çevre duyarlılığını ve hatta zihnen ve bedenen temizlenme ve temiz kalma iradesini içeren bir öğretiyi yansıtmaktadır. Beden temizliği esasen kendileriyle ruhî temizliğin hedeflendiği ibadetler için ön şarttır. Bir ön hazırlık safhasıdır. Bundan dolayı Allah Resulü (s.a.v), “ Temizlik imandandır”, “Temizlik imanın yarısıdır.” buyurmuştur.

Din dilinde büyük abdestten sonra taharetlenmeye yani temizlenmeye “istincâ”, küçük abdestten sonra temizlenmeye ise “istibrâ” denir. Tuvalet temizliğinde esas olan, arınmanın suyla yapılmasıdır. Temizliği imanla bağdaştırarak ona son derece önem atfeden İslâm medeniyetinde su, çok özel bir yere sahiptir. Suyun bulunmadığı şart ve ortamlarda muhtelif malzemelerle temizlik yapılabilirse de, suyun mevcut olması hâlinde temizliğin suyla yapılması esastır. Nitekim Resûlüllah (s.a.v), “Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah (c.c) da tertemiz olanları sever.” ayetiyle Yüce Yaratıcının övgüsüne mazhar olan Kuba halkının, suyla taharetlenmeleri sayesinde bu şerefe eriştiklerini söylemiştir.

Peygamberimiz kendisi de su ile taharetlenmiş, hatta bu amaçla Enes b. Mâlik (r.a) ve Ebû Hüreyre (r.a) gibi bazı sahibiler kendisine su temin etme konusunda yardımcı olmuşlardır. Sevgili eşi Hz. Âişe (r.a) de, suyun bulunduğu zamanlarda Resûlullah’ın her tuvalet ihtiyacı sonrasında mutlaka su ile taharetlendiğini vurgulu bir dille beyan etmiştir. Dahası, eşleri aracılığı ile erkeklere haber göndererek, “Kocalarınıza su ile temizlenmelerini söyleyin. Ben onlara bunu söylemekten hayâ ediyorum ama bilmeliler ki, Allah Resulü (s.a.v) su ile temizlenirdi.” Tembihini yapmıştır.

Sevgili Peygamberimizin su dışında çeşitli malzemeyle taharetlenmeye yönelik tavsiyeleri, suyun bulunmadığı veya kullanmanın mümkün olmadığı yada bugünkü anlamda temizlik için üretilmiş malzemelerin de olmadığı durumlara has olup, buna mukabil hemen her şartta temini mümkün olan malzemeyle temizlenme ihtiyacı karşısında yapılmış tavsiyelerdir.

Hem maddî hem de manevi anlamda temizliği hayatına düstur edinen sevgili Peygamberimiz (s.a.v), insan vücudundan atılan necasetin çevreye bulaşmaması ve temiz alanlara taşınmaması konusunda titizlik göstermiştir. Tuvalet ihtiyacının giderilmesi esnasında dikkat edilmesi gerekenleri öğretirken öncelik verdiği husus, kıyafete ve bedene idrarın sıçratılmamasıdır. Nitekim bir defasında ashabıyla birlikte iki kabrin yanından geçerken durur. Beraberindekiler meraklı bakışlarla kendisinin durma sebebini anlamaya çalışırken,O, bu iki kabirde yatan iki kişiye işaret ederek şöyle der:  “Bunlar mutlaka azap görüyorlar. Oysa büyük bir günahtan dolayı da azap görüyor değiller. Bunlardan biri idrardan sakınmazdı. Diğeri ise, söz taşırdı.” Sonra yaş bir hurma dalı alır, ikiye bölerek her birini bir mezarın üzerine diker. Bu tavır sahabe-i kiramın merakını daha da arttırmıştır. Allah Resulüne neden böyle yaptığını sorarlar. Hz. Peygamber (s.a.v), “Umulur ki, (bu dallar) kurumadıkça onların azapları hafifletilir.” buyurur.

Erkeklerin ayakta küçük abdest bozmasına gelince, bu mevzuda iki tür rivayetin varlığı dikkat çeker. Hz. Peygamber’in ayakta küçük abdest bozduğu nakledilmiştir. Ancak Peygamberimizin (s.a.v), ayakta abdest bozduğunu gördüğü bazı sahabeleri uyardığına ilişkin de rivayetler vardır. Efendimizin genelde oturarak küçük abdest bozması üzerine idrar sıçraması endişesine yönelik olsa gerektir. Ancak onun bazen ( özellikle zaruret halinde) ayakta idrar yapması, bu tarz bir uygulamanın da duruma göre caiz olduğunu göstermesi açısından kayda değerdir.

Taharetlenme sırasında sağ eli kullanmamak, tuvalet terbiyesine dair Peygamber Efendimizden öğrendiğimiz bir diğer husustur. Konuya ilişkin bir ifadesinde Hz. Âişe (r.a), Resûlullah’ın (s.a.v), sağ elini temizlik ve yemek için, sol elini de temizlenmek ve benzeri temiz olmayan işler için kullandığını ifade eder. O (s.a.v), söz konusu tavrını sahabe için bir alışkanlığa dönüştürme istikametinde oldukça hassas davranmış, sağ elle taharetlenmek ve sol elle yemek gibi aksi uygulamaları yasaklamış, bu kurala riayet etmeyenleri de bizzat uyarmıştır.

Tuvalet ihtiyacını giderirken Kâbe yönüne dönmemek ve kıbleyi arkaya almamak da konuya ilişkin nebevî bir uyarıdır. Bu uyarı mesken ve açık alan arasındaki fark dikkate alınarak yorumlanmış ve yasağın daha çok açık arazide ihtiyaç gidermekle alâkalı olduğu belirtilmiştir. Binalarda ise tuvaletlerin mevcut şekilleriyle kullanılabileceği ifade edilmiştir. Bununla birlikte yurdumuzda genelde görüldüğü üzere, meselenin önemsenerek bina planı aşamasında konunun dikkate alınması, dinî duyarlığın bir gereği olmaktadır.

Resûlüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Lânetlenmeye neden olan üç şeyi yapmaktan sakının; su kaynaklarının çevresine, yol ortasına ve gölgelik yerlere abdest bozmaktan.”

Hiç kuşkusuz halkın gelip geçtiği yollara, ağaç altlarına, gölgeliklere, parklara, su kenarlarına ve benzeri uğrak yerlere abdest bozmak, başkalarına zarar vermek ya da onları rahatsız etmek demektir. Oysa bu kabil sorumsuz hareketler, mümin duyarlılığı ile bağdaşması mümkün olmayan küçültücü davranışlardır. Bu noktada Hz. Peygamber’in (s.a.v), mümin için, “İnsanların kendilerine zarar vermeyeceğinden emin oldukları kişidir.” şeklindeki tanımını hatırdan çıkarmamak gerekir.

Bu konunun bir devamı olarak günümüz itibariyle tuvaletlerin kullanımı da üzerinde durulması gereken bir diğer mühim noktayı teşkil eder. Tuvalete giden kimse, girdiği tuvaleti nasıl bulmak istiyorsa, çıkarken de aynı titizlik içerisinde terk etmeli, beden temizliğine gösterdiği dikkati, tuvalet konusunda da devam ettirmelidir. Evinde kendi tuvaletini kullanırken ne derece itinalı davranıyorsa, umuma açık tuvaletlerde de o kadar itinalı olmak Müslümanın temel vasfı olmalıdır.

Tuvalet sonrası elleri ( mümkünse sabunla ) yıkamak da, gündelik yaşama ilişkin nebevî öğretinin önemli bir yönünü oluşturur.

Fahri SAĞLIK

Emekli Müftü