Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Hatice Kübra Derya

POLİTİK STOCKHOLM SENDROMU

Bilen bilir ama bilmeyenler için “Stockholm Sendromu” psikolojide rehinelerin kendini rehin alan kişiye duygusal olarak bağlanması, duygusal anlamda onların duygularını anlamaya, onlara sadakat göstermeye ve onlara yardımcı olma noktasına gelmeleri olarak açıklanır. Bu ismi almasının sebebi İsveç’in Stockholm şehrinde bir banka soygununda rehinelerin soyguncuya yönelik şefkat duymak ve empati kurmak gibi olumlu duygular beslemesidir.

Aristoteles’in, “Köleliğin en kötü tarafı, sonunda kölelerinde ondan hoşlanmaya başlamasıdır.” ifadesi, sonraki yüzyıllarda Mevlana’nın da “Kurdun kuzuyu yemeye niyetlenmesinde şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan odur ki, bu kuzu, kurda gönül bağlamış, âşık olmuştur.” sözleri Stockholm Sendromunun en güzel örnekleri olmuştur.

Günümüzde bu sendrom kendini en çok politikada hissettirmektedir. Politik Stockholm Sendromu, belli bir ideolojinin izinde, siyasi partilere ve siyasi liderlere karşı sorgulama ve eleştirmeye girmeden körü körüne bir bağlanma şekli olarak hissedilebiliyor. Bu etkinin farkında olan bazı gruplar hedef seçmeni kendi yol haritalarına çekme noktasında başarılı olabiliyor ve tabiri caizse katiline aşık bir kitle oluşturabiliyor.

Varlığını teröre, gayri ahlaki akımlara, şiddete bağlamış, cumhuriyet, demokrasi, hak, özgürlük kavramları üzerinden oy devşirmeye çalışırken, sahte bir siyasi alan inşa etmiş bir partinin ironik hallerini görüyoruz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasına saygı duymadan, her daim Atatürk’ü trajik ve ironik siyaset anlayışlarına argüman olarak kullanan bir partinin Atatürk sevgisi olan seçmenden destek almasına hayret ede ede şahit oluyoruz.

Önümüzdeki yerel seçimler için geçtiğimiz 5 yılın karnelerine bakıldığında, yaptıkları yapacaklarının teminatı olan bir tercih de bulunmak varken, vaat de bulunup 5 yıl sonra verdiği vaadi unutan, verdiği vaadi yalanlayan, dolayısıyla vaadini yerine getirmeyen adayı yeniden tercih etmek akıl tutulması olurdu değil mi?

5 yılda deprem sorununu çözeceğim deyip, sadece çalıştay yapmak,

100 bin konut dönüştüreceğim deyip, yalnızca 5 bin konut dönüştürmek,

15 bin yeni sosyal konut yapacağım deyip, yapmamak,

Ulaşım sorunu çözeceğim deyip, alınmayan tedbirler yüzünden trafik sorununu daha da arttırmak,

Mevcut metro hattını 2 katına çıkaracağım deyip, tek bir metro ihalesine dahi çıkmamak,

280 km metro yapacağım deyip, 8 km metro yapmak,

100 bin araçlık kapalı otopark yapacağım deyip, otopark işletmeleri şirketini batırmak,

Yönettiğin şehri aşırı borçlanmaktan dolayı, borçlanamaz hale getirmek,

İki yeni otogar yapacağım deyip, çivisini bile çakmamak,

Denizaltı ile ulaşım yapacağım deyip, hatırlamamak,

Suyu çeşmeden içilir hale getireceğim demiş, ama çeşmeden su içecek vakti olmamak gibi sebepler sunmak,

Önceki Belediyeden kalma açılışı yapılmış metro istasyonlarının kendi yapmış gibi açılışını yapmak,

İsrafı bitirdik, hizmeti getirdik deyip, reklam ve etkinliklere 3 milyar 70 milyon TL harcayıp deprem tedbiri için yalnızca 68 milyon TL harcamak,

Sosyal yardım vaatlerinde bulunup, kanserli hastanın yardım parasını kesmek, gıda kolilerini parayla satmak

Liste uzayıp gidiyor.

Şimdi düşünelim! Atatürkçüyüm deyip, Atatürk’ü istismar eden, israftan bahsedip, bütçeyi şehir sakinlerinin hizmetine değil, kendi reklamına akıtan, verdiği vaadi unutan, yalanlayan, alay eden, saygı duymayanlara tekrar oy verilir mi?

Bahsettiğim zihniyet İstanbul’da, Bolu’da, İzmir’de ne ise Balıkesir’de de odur. Çünkü temsil ettikleri partinin kodlaması budur.

5 yıllık karnesi sıfırı çekmiş, kötü profil çizen aday yeniden aday gösteriliyorsa demek ki o parti de seçmen değil aday önemlidir.

Bazen dost meclislerinde şunu duyuyorum. “Adam İstanbul’a ne hizmet etti be”. Sonra şu yukardaki yazdıklarımı saydığımda “Olsun biz çizgimizi bozmayız” . cevabını alıyoruz.

Katiline aşık bir kitleye daha iyi alternatif olduğunu anlatmak neden bu kadar güç?

Bir topluluk, bütün doğruların kendi yanında, bütün yanlışlarında karşı tarafta olduğuna inanıyorsa rasyonelliğini kaybetmiş demektir. Bu ortamda rasyonellik, izan ve adalet mekanizmaları işlemez hale gelir.

Peki Türkiye’de siyaset ve toplum Stockholm sendromundan neden kurtulamıyor?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER